Yukarı Çık

ŞENOL GÜNEŞ

9 Kasım 2016 Çarşamba 08:50:03
318 kez okundu.

Millet olarak en büyük hasletimiz, duygusallığımız.. Bu özellik bize, herhangi bir olay, ya da herhangi bir kişi karşısında objektif olarak karar verebilmek kabiliyetimizi kaybettiriyor..

*

İstanbul’da oynanan Beşiktaş maçından sonra da bu minvalde bir tartışma yaşadık. Bu defa konu Şenol Güneş oldu. Zaten camiamızda Şenol Güneş ismi, üzerinde tartışma hiç bitmeyen ve bundan sonra da bitecek gibi durmayan bir isimdir.

Şenol Güneş’i kimileri çok sever, kimileri de hiç sevmez. Tuhaf olan, bu sevme - sevmeme ikileminin anında, eskilerin ifrat – tefrit dediği boyuta ulaşmasıdır aslında. Sevenler, Şenol Güneş’ten,  bir “filozof”, ya da bir “futbol peygamberi” çıkartma arzusundadırlar, sevmeyenler ise bu sevmeme hallerini “nefret” boyutuna taşırlar. Onlara göre Şenol Güneş’in sadece teknik direktörlüğü ya da kaleciliği değil, adamlığı dahi eksiktir..

*

Peki gerçek nedir?

Tüm zamanların en büyük yazarlarından biri, belki de birincisi olarak gösterilen Tolstoy, roman kahramanlarını yaratırken, özellikle şu mottonun üzerinde durur : Hiç kimse salt iyi, ya da salt kötü değildir.. Olamaz da!.. O yüzden, ne kadar kötülük yaparsa yapsınlar her Tolstoy karakteri, size, onunla empati kurabileceğiniz bir alanı da kendiliğinden yaratır; ya da ne kadar iyi olursa olsun, bir Tolstoy romanının kahramanı, mutlaka bir yerlerde büyük bir açık verir..

*

Sadece bir an düşünelim : Gerçekten bir insan mutlak anlamda iyi, ideal veya kusursuz olabilir mi? Sanıyorum peygamberlerin bile bu konuda böylesine iddiaları yoktur. Öyle olsaydı, Musa bir anlık öfkesine yenilip Mısırlı askeri öldürmez, İsa sadece üç sene vaaz ettikten sonra becerip kendini çarmıha gerdirtmez, ya da Allah, peygamberine, sürekli olarak “yalnızca bir beşer” olduğunu hatırlatmazdı (Abese suresinde yaptığı hatayı düpedüz yüzüne vurarak uyarır da üstelik). 

Hal böyleyken, bir insanın her türlü kusurdan münezzeh olabileceği, hiç hata yapmayacağı fikri, aslında Allah’a ortak tayin etmekten başka bir şey değildir. Neticede, Kur’an’da ve diğer tüm kutsal kitaplarda lanetlenen “şirk koşmak” da tam anlamıyla böyle bir şeydir.

*

Burada hata, şundan kaynaklanıyor olabilir : Bize hep bir Allah’a imandan bahsettiler. “Bir olan Allah’a inanmanın” zorunluluğundan. Oysa bu inanış biçimi, hem mefhum-u muhalifinden ve hem de bilinçaltımıza yaydığı son derece tehlikeli bir mesajdan dolayı şöyle algılandı : Pek çok ilah mevcut olabilir, ama ben yalnızca bir tanesine inanıyorum!..

Peki ne yapmalıydık? Yani bir olan Allah’a değil de, neye iman etmeliydik? Basit bir cevabı var aslında : “Tek” olan Allah’a.. Biz “Tek” olan Allah’a imandan bahsetse idik, diğer tüm ilahları da otomatik olarak reddettiğimizi ve önce Allah’ın tekliğine, sonra da tek olana iman ettiğimizi ilan etmiş olacaktık..

*

Bugün tüm problem, insanoğlunun somutlaştırmaya olan doymak bilmez iştahından kaynaklanıyor. Gariptir ki, insanoğlunun kendisi de bunun farkında değil. En iptidai zamanlarından kalan “pagan” genleri, onu, bir surete tapınmaya, ya da tanrı fikrini somut bir nesneye indirgemeye yönlendiriyor.

*

Şenol Güneş’ten buralara gelişimiz ve sonra tekrar ona dönecek oluşumuzun bir sebebi var elbet. Çünkü Şenol Güneş ekseni üzerinde yukarıda bahsettiğimiz ifrat – tefrit durumunun subliminal yönünü ortaya koyamaz, ya da en azından koymak için en ufak bir çaba göstermezsek, yapacağımız kuru bir değerlendirmeden öteye gitmez..

*

Bizi, bir karar vermek zorunda bırakıyorlar : Şenol Güneş, Bay Ülgen midir, yoksa Erlik Han mı? Hadi, bugünün gençlerinin anlayacağı şekilde söyleyelim (tam olarak bu mealde olmasalar da) : Şenol Güneş bir melek midir, şeytan mı?

Bu soruya net bir cevap vermenin dayanılmaz rahatlığına yan gelip uzanmayı tercih edebilirsiniz. Kolay olan budur, çünkü. En basitinden “adam değildir” dersiniz, teknik adamlığını zayıf, karizmasını sonradan oluşturulmuş, yapay, kaleciliğini vasat olarak bulur, elinizdeki tüm taşları harcayabilirsiniz. Ya da tam tersini yaparak, öğretmen, filozof, sakin güç, gerçeği otorite belleyen akil adam, nilüfer çiçeğinin içindeki öz olarak tanımlar, onu incir ağacının altında oturan münevvere evirebilirsiniz..

Gel gör ki, bunların ikisi de doğru değildir.. Her şeyden önce, iki biçimde de temel bir hata vardır : Şenol Güneş’in sadece bir insan olduğunun unutulması hatası..

*

Biz Türk milleti, çoklukla şöyle yaparız : İnsanlara onlarda olmayan özellikler yükleriz. Buna bayılırız.. Daha sonra, o özellikler o insanda çıkmayınca da en ağır hakaretlerle o kişiyi eleştiren de yine biz oluruz. Oysa, özellikler yüklediğimiz insan, bize hiçbir zaman bu özelliklere sahip olduğu iddiasında bulunmamıştır. Uğradığımız hayal kırıklığını aslında kendi ellerimizle yaratmışızdır.

Şenol Güneş’e neden kızıyoruz? Çünkü onun bir profesyonel olduğunu unutuyoruz. Ona, onun ısrarla giymeyi reddettiği bir gömleği giydirmeye çalışıyoruz. Ücretini almış, Trabzonspor’da futbol oynamış, layıkıyla hizmet etmiş, sonra da jübilesini yapıp, teknik adamlık hayatına başlamıştır. Futbolu bıraktıktan çok kısa bir süre sonra, Trabzonspor’da önce antrenör, sonra teknik direktör olmuştur. Başarısız sayılabilecek bir seneden sonra Boluspor’a transfer olmuş, burada oldukça başarılı geçirdiği iki sezondan sonra, 3. Sezonunda takımını küme düşürmüştür (ilk sezonunda kümede kalmasının daha sonra ilginç bir hikayesi de ortaya çıkacaktır aslında. Merak edenler “şike, Boluspor, Malatyaspor” yazarak “Google”dan arama yapabilirler).

Daha sonra İstanbulspor, yeniden Trabzonspor, Sakaryaspor, Antalyaspor, tekrar Trabzonspor maceraları olmuş ve Milli Takım teknik direktörlüğüne kadar yükselmiş bir profesyoneldir bahsettiğimiz insan.. O kadar profesyoneldir ki, insanların intihar ettiği 1995-96 sezonundan hemen sonra, Trabzonspor’dan ayrılıp Ali Şen’le Fenerbahçe teknik direktörlüğü için pazarlık masasına oturmuş, işi son anda olmamıştır.. Yanlış mıdır bu? Elbette hayır.. Asıl yanlış olan senin intihar etmendir güzel kardeşim, bunu demeye çalışıyorum.. Ya da şöyle söylemeli, profesyonellerden sadakat beklemek, akrebe ısırmak demekten farklı değildir!..

*

Şimdi bu Güneş, Beşiktaş – Trabzonspor maçından sonra hakemin kötü niyetli olduğunu düşünmediğini söyledi diye “tu kaka” ilan ediliyor. Ne diyecekti? “Hakem maçı Trabzonspor’dan aldı bize verdi” mi diyecekti? “Mete Kalkavan, rakibi resmen doğradı ki ancak bu kadar olur” mu buyuracaktı? Unuttuğunuz şeyi hatırlatayım size : Şenol Güneş Beşiktaş Teknik Direktörü’dür ve her profesyonel gibi o da kendi takımının menfaatlerini gözetmekle yükümlüdür, bir hakkı korumakla değil..

Şenol Güneş’ten “paraya karşı emeğin yılmaz savaşçısı”nı çıkartan sensin, adamın böyle bir iddiası olmadı bugüne kadar!.. Trabzonspor’un başındayken de rakip takımlara yapılan haksızlıklar hiç umurunda değildi, Beşiktaş’ın başındayken de değil. Çünkü Güneş, yel değirmenlerine karşı savaşan Don Kişot olmadı hiçbir zaman..

Şenol Güneş, son tahlilde, çalıştırdığı takımlara seyir keyfi son derece yüksek futbol oynatan, hem futbolcu hem de teknik adam olarak şampiyonlukları bulunan başarılı bir teknik adamdır. “Akyazı stadına benim adımı verin” diyen de o değildir ki, şimdi, “oraya neden onu adı verilecekmiş” diye sürüyle hakarete maruz kalsın!.. Bir hesabınız varsa bu saçma sapan fikri ortaya atanlarla görün bu hesabı, Güneş’le değil..

*

Uzattık, toparlayalım.. Siz siz olun kimseyi kusursuz bellemeyin. Herkes hata yapar.. İnsanlara saygı duymak, ya da değerlerini yadsımak anlamında algılamayın bunu.. Hayır, asla değil.. Değerini teslim ederken, yüceltmeyin, abartmayın.. Hayal kırıklığına uğrayan siz olursunuz.. Ve bu hayal kırıklıkları birike birike en son bir yerinizi kesecek boyuta gelir.. İşte o zaman insanlığa dair umudunuzu yitirirsiniz.. Oysa elimizde, ondan başka tutunacak bir şey kalmadı.

Bunu Sosyal Medyada Paylaş :

sanalbasin.com üyesidir

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.